Duisburg ve Çevresi İş Adamları Derneği (TIAD)’ın toplantı salonunda Duisburg Sanayi ve Ticari Odası (IHK) ve Bursa Sanayi ve Ticaret Odası bir araya gelip bilgi ve birikim paylaşımı yaptı.
İki ülkede faaliyet gösteren çok değerli iş adamlarının buluşması oldukça faydalı geçti. İş adamları yapmış oldukları toplantıda bilgi ve birikimlerini birbirleriyle paylaştı.
Ticaretin geliştirimesi, ikili ilişkilerin daha sıkı yapılabilmesi amacıyla düzenlenen toplantı, her iki ülkede faaliyet gösteren Türk iş adamlarının birbirleriyle daha iyi tanışmasına olanak sağladı.
Toplantıda Duisburg Sanayi ve Ticari Odası (IHK) sunumlar yaparak ticari faaliyetlerin geliştirilmesi için olanakların neler olduğunu anlattı.
YENİLENEBİLİR ENERJİNİN ÖNEMİNDEN BAHSEDİLDİ
Toplantıda konuşan Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Üyesi ve Bursa Enerji Konseyi Başkanı Erol Dağlıoğlu, “Buraya kalabalık bir heyetle katıldık. Düseldorf Depolama 2022 fuarına geldik. Buradaki iş ve iş birliği olanaklarını görmek istedik. Bunun için hem fuarda hem de iş görüşmelerinde olacağız. Bursa çok hızlı büyüyen bir şehir. Teknolojiyle büyüyen bir şehir. Enerji de günümüzün en önemli konularından bir tanesi. Bu enerji açığının bu kadar yüksek olduğu, yenilenebilir enerjinin bu kadar gündemde olduğu ve bu yenilenebilir enerjinin bir şekilde kullanımının daha fizibıl olabilmesi için depolama ihtiyaçlarını öngörüyoruz. Bununla ilgili de Bursa’da çok büyük yatırımlar söz konusu. Bu yatırımları daha çok çeşitlendirebilmek için de depolama alanında nasıl bir iş birliğine gidebiliriz. Bursa teknolojiyle nasıl buluşur. Bursa’nın teknik iş gücü dünyaya nasıl katkı sağlar bunun için buradayız. İnşallah odamız bu görüşmelerden başarılı dönecektir” dedi.
KARŞILIKLI DAYANIŞMANIN GEREKLİLİĞİ VURGULANDI
Duisburg ve Çevresi İş Adamları Derneği (TIAD) İkinci Başkanı Özcan Yavuz, “Bursa heyetiyle güzel istişarelerde bulunduk. Kendileri bize Bursa’daki olanakları anlattılar. Bizi Türkiye’ye davet ettiler. Buradaki iş adamlarıyla tanışmak istediklerini ifade ettiler. Bursa’daki önemli yatırımlardan bahsettiler. Bursa otomotiv sektöründe Türkiye’de önemli bir kent. Aynı zamanda tarım ve diğer sektörlerde de önde olan bir kent. Orada ayrıca hidrojen enerjisiyle ilgili yapılan yatırımlardan bahsettiler. Hidrojen enerjisi Duisburg’da önemli bir hale gelmekte. Çünkü burada Almanya araştırma merkezi kurulacak. Ve partner aranıyor. Onun için Türkiye’de bunun olanaklarını araştırdık. Teknik işçi kaynağı ve şirket partnerleri konusunda güzel istişarelerimiz oldu” diye konuştu.
Toplantı hediyelerin takdimi ve toplu fotoğraf çekimiyle son buldu.
1982 yılında Balıkesir’de üretime başlayan Tellioğlu Un fabrikası, günlük 1000 ton kapasiteye ve 20’yi aşkın ürün çeşidiyle hizmetlerine devam ediyor.
Istanbul‘ da düzenlenen World Food Fuarı’na katılan Tellioğlu Un, bu yıl çıkardığı yeni markası Bonatelli makarnalarıyla da fuarda büyük ilgi gördü.
DÜNYA MARKASI OLMAK İSTİYORUZ
Tellioğlu Unları Yönetim Kurulu Üyesi Buse Tellioğlu Altındiş, “Çok güzel bir fuar oluyor. Tüm Türkiye’de ve dünyadan bir çok müşteri var. Biz de ürünlerimizi ve firmamızı tanıtıyoruz. Müşterilerimizden talepleri alıyoruz. Tellioğlu olarak bir çok ürün üretmeye başladık. Normal un, organik un, çeşitli makarnalar, glutensiz makarnalar, pizzalık unlarımız, böreklik unlarımız. Bir dünya markası olmak için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz. Ve ihracatta ve yerli pazarda bir çok alanda şuanda ürünlerimiz sergilenmekte. Aslen Balıkesirli bir firmayız. Balıkesir’den tüm ürünlerimizi gönderiyoruz. Fuar oldukça kalabalık geçiyor. Tüm ziyaretçilerimizi bekleriz.” dedi.
Tellioğlu Unları İhracaat Müdürü Ali Özgül, “Türkiye’nin en büyük un ihracatçılarından bir tanesiyiz. 40 yıllık un firmasıyız. 3. kuşak şuanda yönetimde ve firmamızı temsil ediyoruz. Şuanda iç piyasadaki rölümüzün yanında aktif olarak 40 farklı ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Güney Amerika’dan Avusturalya’ya kadar, Sahra Altı Afrika ülkelerinden Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar pek çok ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz.”
YENİ NESİL MAKARNALAR ÜRETİYORUZ
Özgül, “Yaklaşık 20 çeşit ürünümüz mevcuttur. Bun un yanında makarna üretimimizde söz konusudur. Yeni nesil makarna dediğimiz vegan, glutensiz ve organik makarnalara odaklanmış durumdayız. Ülkemize değer yaratmak ve daha iyisini yapmak adına her gün çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”
DÜNYANIN FARKLI YERLERİNDE FUARLARA KATILIYORUZ
Özgül, “ World Food Fuarı’na da bu amaçla katıldık. Farklı ürünlerimiz sergilemek ve müşteri portföyümüzü genişletmek adına çaba ve çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bun un yanında farklı yurt dışı fuarlarına da katılım gerçekleştiriyoruz. Paris’te, Almanya’da ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde katıldığımız fuarlarla müşteri portföyümüzü genişletmek adına çalışıyoruz. ” dedi.
İHRACATLA ÜLKEMİZE DE KATKI SAĞLAMAK İSTİYORUZ
Özgül, “Yaptığımız iş sadece firmamıza değil, ihracat tarafında ülkemize döviz katkısı sağlamak adına bir çabadır. O yüzden biz ihracata biraz daha milliyetçilik gözüyle de bakıyoruz. Ve ülkemize de katkı sağladığımıza da inanıyoruz. Bu anlamda çalışmalarımızı uz un yıllardır sürdürüyoruz.” dedi. Türkiye’nin en yüksek üretim kapasitesine sahip fabrikalarından biri olan Tellioğlu, en doğru ve en kaliteli hammadeyi kullanarak teknolojnin de desteği ile herkesin hak ettiği doğru ve kaliteli unları ve makarnaları üretmeye devam ediyor.
Lezzetseverleri ve LEZZETHANLARI Bağdat Caddesi’nde ağırlıyor.
Cundalı İsmail Chef tarafından, 10 yıl önce Feneryolunda hizmete giren MOSHONİS (Ayvalık’ın eski adı) Balık Restoranı; Hem mutfak şefi, hem de sahibi olan İsmail Doğan yönetiminde hizmet veriyor.
Chef, Ayvalık’tan özel olarak gelen sebzeleri (Deniz börülcesi, şevketi bostan, kabak çiçeği, enginar kalbi, vs.) ile İsli Midye ve diğer ürünleri bizzat işliyor ve misafirlerine sunuyor.
Sevimli ve samimi bir kişilik olan İsmail Chef’in, en büyük yardımcısı ve ortağı, İstanbul’un ünlü Balık Restaurantlarının deneyimli salon şefi, sevgili kardeşim Ali Karataş. MOSHONİS’in 180 kişilik, yarısı sigara içilebilen muhteşem salonları da ona emanet.
Mekan misafirlerine kaliteli bir servis hizmeti de sunulmakta, çok zengin bir meze büfesi ve balık teşhir dolabı bulunmaktadır.
İsmail Chef’in, Cunda Mutfağından ve Girit Mezelerinden oluşan lezzetlerini, Sevgili Kardeşim, bence Balık Lokantacılarının Duayeni: Esat Çek ile birlikte tattık, kapanışı ise, denizden gelen çok taze bir ÇİNGENE PALAMUT IZGARASI ile yaptık.
MOSHONİS’den, yeni Balık Av Sezonunun hayırlı olması ve başarı dileklerimizle ayrıldık.
Deniz ürünlerimiz (çiğ & işlenmiş) başta olmak üzere, bakliyat, hububat, kuru yemiş, yaş sebze & meyve ile yenmeye hazır lezzetlerde, Avrupa’nın gıda ihracat rekoru ülkemizde. Belli başlı „Gıda Ürünleri“ ihracatımız tüm ülkelere yönelik hububat, bakliyat, kuruyemiş, fındık, yaş meyve ve sebze, tavuk eti ve diğer ürünlerin payı her geçen gün artarken, „Deniz Ürünleri“ ve bilhassa „Yetiştirme Balık“ ihracatımız atakta.
2022 yılını tüm dünyada „BALIKÇILIK ve SU ÜRÜNLERİ YILI“ ilan eden BM/ Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun dikkatini ülkemiz çekiyor.
Levrek, çipura, Türk somonu ve alabalık başta olmak üzere bu konuda ki ihracatını: Son 20 yılda, 18 kat arttıran ve her yıl bu rekorunu yükselten Türkiye, 2021 yılında başını Rusya, AB ülkeleri ve Japonya’nın çektiği 106 ülkeye, 240.000 ton ile, 1.4 milyar $ olan ihracatının, bu yıl 2 milyar $ geçmiş olması bekleniyor. Konu ile ilgili olarak, AA’ya yaptığı açıklamada; Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamüller İhracatçıları Birliği Y.K. Üyelerinden Ufuk Atakan Demir, Kovit – 19 salgınının çıktığı, 2020 yılından sonra, tüm dünyada balık tüketiminin arttığına dikkat çekti. Önemli mineral ve vitaminler barındıran balığın, tüketimine olan ilginin artmasıyla „Türk Su Ürünleri İhracatının“ hız kazandığını ifade eden Demir; „Bizde kendimizi sürekli geliştiriyoruz. Yunanistan yetiştiricilikte önümüzde idi, şimdi biz onların önündeyiz. Şu anda dünyada levrek ve çipura üretimin de bir numarayız. Bundan dolayı da üretimde ve ihracatta büyük artışlar sağladık.“ dedi.
Toplam Gıda ürünleri ihracatımız 2021 yılında 25.1 milyar $ olmuş, bu yıl 35 milyar $ geçeceği tahmin ediliyor. AB ülkelerinde, Et ve Süt Ürünlerimize uygulanan yasaklar da kalkarsa, bu rakamın 50 milyar $ ulaşması işten bile değil. Yatırımcı ve ihracatçılarımız, üretim çalışmalarının en büyük karşılığını, Avrupa ülkelerinin Büyükşehir Hallerindeki ithalatçıların, artık Türkiye kökenli esnaflar olmasından alıyor. Ayrıca, bu esnaflar ve marketleri; Türkiye’den kendi özel markaları için yapılmış „Private Lebel“ ürünler de talep ediyorlar.
Konumuz olan, BALIK ve DENİZ ÜRÜNLERİNE dönecek olursak, bugün ülkemizin sadece kıyılarında değil, iç bölgelerinde de balık yetiştiriliyor, Türk balıkçıları Akdeniz ve dışında da Orkinos Balıklarını avlıyor, denizlerimizdeki çiftliklerinde, besleyip 10-12 kat daha büyüterek japonya’ya ihraç ediyor, Muğla ve İzmir’de levrek, çipura, Karadeniz’de Türk somunu, Elazığ’da alabalık yetiştiriliyor. Adana, Mersin, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Denizli, Samsun, Malatya, Van, Hatay, Antalya gibi şehirlerimizde balıkçılığa yatırım yapan yeni girişimcilerimiz oluşuyor.
Bugün taze balıklarımızın ve karides, kalamar, ahtapot, midye, kerevit, vs. deniz ürünlerinin de ihracatı önem kazanmış vaziyette, hatta tüm ürünlerimizin işlenmiş türleri: Füme çeşitleri somon vs.gibi, tuzla pişirilmiş lakerda, çiroz, hamsi vs, extrs lezzetlendirilmiş ton balığı konserveleri, balıklarımızın döneri ile yağda sunulan kalamar, ahtapot, vs. Salataları gibi, midye dolmaları ve bunlardan yapılmış, donuk pizzalar, mantılar, kadayıfa sarılı karides ve balık filetoları gibi fantazi ürünleri de ihraç edebiliyoruz.
TÜRKİYE’NİN BALIKLARI, BALIK DÖNER OLDU, DÜRÜM’e, BURGER’e, PİZZA’ya GİRDİ.
Avrupa’da ve dünyada talep rekorları kıran, yetiştirme balıklarımız: Çipuramız, Levreklerimiz, Alabalık ve Türk Somonumuz ile İzmir’deki, „SEAART Deniz Ürünleri“ tesislerinde, üretilen „BALIK DÖNER“ iç ve dış piyasaların dikkatini çekiyor. Gözegir Ailesi, bu yatırımı ile Nisan 2022’de katıldığı Barcelona’daki, dünyanın en büyük „Balıkçılık Fuarı“ Barcelona SEAFOOD GLOBAL’de, Avrupa başka olmak üzere birçok ülkenin, balık ithalat ve tedarikçileri tarafından fevkalade başarılı bulundu. Türkiye’nin, kalitesini dünyaya kabul ettirdiği yetiştirme balıkları ile katkısız, glutensiz, hiçbir kimyasal katılmadan, protein ve omega 3 zengini olarak üretilen, 300 Gr.lık pişirilmiş, kesilmiş ve şoklanmış paketlerde, iç ve dış piyasalara sunulan SEAART BALIK DÖNER’in fabrikasını ziyaret ettim.
Son teknolojiyle donatılmış, otomasyonla el değmeden, hijyenik şartlarda, döner tekniği ile pişirilen, robotlarla kesilen ve paketlenen; 5 Balık Çeşidinin, uluslararası sertifikaları ile helal ve koşar belgeleri de mevcut.
Kuruluşun kurucu ve yöneticileri Özkan ve Önder Gözegir kardeşlerle, Menderes’teki tesislerinde görüştüm, içini gezdim. Tavada, fırında ve mikrodalgada çabucak ısıtılıp, yenebilen bu lezzetlerin tadına baktım. Paketiyle beraber mikrodalgada ısıtılabilen,nefis ve hiç balık kokusu bulunmayan (sırrı marinasyonunda gizli imiş!) balık dönerini: Salata içinde, pizza ve makarna üzerinde, sandviç, dürüm ve burger şeklinde tadımlarını yaptım.
Et ve tavuk döner lezzetlerini seven Avrupalıların, BALIK DÖNERE’de bayılacaklarına eminim. Aynı günü akşamında ise, davet edildiğim İzmir’in ünlü Balık Restaurant zinciri „Veli Usta“nın, Balçova’daki mekanında, profesyonel elinden, bu lezzetleri İzmir mezeleri ile birlikte bir kere daha deneyimledim. Bu yemekteki sohbetimizde, Özkan Gözegir, kuruluşun Avrupa’daki toptancılarla görüşüp, onları 27-30 Ekim’de İstanbul’da katılacakları, BAYİM OLURMUSUN FUARINA davet edeceklerini, bu fuarda ise, yerli ve yabancı ziyaretçilerini: SEAART BALIK DÖNER lezzetlerinin, „Fastfood Franchising Restaurant“ projesi: FİSH & TWİST ile tanıştıracaklarını öğrendim. Soğuk zincirle yapılacak, iç ve dış piyasalar dönük MARKET SATIŞLARI ile yurt içinde ve dışında FRANCHİSİNG olarak açılacak FİSH & TWİST Restaurantlarında, başarılar diledim.
ÇENGELKÖY BÖREKÇİSİ’nin, yeni rengi: „YEŞİL“
1992 yılında, „Börekçi Ustası“ namlı Bülent Dilbağı tarafından kurulan, ÇENGELKÖY BÖREKÇİSİ’nin 12. ve en yeni şubesi, geçtiğimiz Pazar günü benim ve sektörün duayenlerinin, tedarikçi kuruluş yöneticilerinin, basın ve börek severlerin katılımıyla, yine Çengelköy’ün NATO yoluna çıkan caddesinde açıldı ve hizmete girdi. 30 yıllık logosunun renklerini, „Görülen Lüzum“ üzerine değiştirerek, „YEŞİL“ yapan Bülent Usta; „Semtin adını ve logomuzun benzerini kullanan börekçilerden, üstün kalitemiz ve muhteşem lezzetimiz ile ayrıştığımız gibi, rengimizle de ayrışarak, farkımızı sergileyelim diye düşündük ve bu şubemizden başlayarak tüm şubelerimizde, LOGO rengimizi değiştirdik“ dedi.
ÇENGELKÖY BÖREKÇİSİ’nin bu faaliyetlerinde, kendisine oğlu Yusuf Dilbağı da yardımcı olmakta. Tüm gün, tüm şubelerinde: Kahvaltı, tatlı servisi de olan, klasik börek çeşitlerinin yanında kendine özgü, „Börek Tostu“ ve yeni börek çeşitlerinden örneklerinde ikram edildiğine dikkat çeken Bülent Dilbağı sözlerine devamla; FRANCHİSE ile yurt içinde ve dışında büyümeyi, lezzetlerimizi herkese tattırmayı hedefledik, ayrıca merkez ve şubelerimizden ev ve iş yerlerine de sıcak ve dondurulmuş börek çeşitlerimizi göndere biliyoruz.“ dedi.
Hülya Avşar’ın geçtiğimiz cuma günü tüm dijital platformlarda yayınlanan şarkısı “Yapma Aşkım“ şarkısı ve klibi çok beğenildi. Klibin yönetmenliğini yapan Hülya Avşar, kamera arkası görüntülerini kendi Youtube sayfasından paylaştı.
İSTANBUL (İGFA) – Çilek Gold & Pırlanta sponsorluğunda, Balat’ta çekilen klipte 50 kişilik bir ekip görev almış ve çekimler 1 gün sürmüştü. Klip için Hülya Avşar’a özel takılar üretilmişti.
Hülya Avşar daha önce “Sensiz Kaldım” klibini ve hayatını anlattığı Otobiyografik filmi “Selfi” nin de yönetmenliğini yapmıştı. https://youtu.be/qm8v0OHI-to
Çaycuma Heyeti ile kardeş kenti Lennestadt’ta temaslarına başladı.
Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı, 8 kişilik Çaycuma Heyeti ile birlikte kardeş kenti Lennestadt’ta temaslarına başladı.
Çaycuma. Lennestadt Belediye Başkanı Tobias Puspas’ın, Kardeş Okul Projesi Koordinatörü Christa Orth-Sauer ve Yeşiller Partisi Belediye Meclisi Üyesi Andreas Verbeek’le birlikte Çaycuma Heyeti’nin kaldığı otele gelerek “Hoş geldiniz” demesiyle başlayan temaslar, okul ziyaretleriyle devam etti.
BU kapsamda ilk ziyaret Nihat Kantarcı Anadolu Lisesi kardeş okulu,
Şehir Lisesi Gymnasium’a yapıldı. Son derece yapıcı geçen ziyarette birlikte geliştirilecek projeler üzerinde duruldu.
Çaycuma Heyeti Lennestadt Belediye Başkanı Tobias Puspas’la birlikte, onur konukları” olarak “Lennestadt Şehir Festivali”nin açılışına katıldı.
YTB ve TRT iş birliğinde Bulgaristan Başmüftülüğü ve bölge müftülüklerinde görevli personellere yönelik Bulgaristan’ın Şumnu kentinde düzenlenen Dijital Medya Eğitim Programı kapanış ve sertifika töreni ile sona erdi.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ile Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu (TRT) iş birliğinde Bulgaristan Başmüftülüğü ve bölge müftülüklerinde görevli personellere yönelik düzenlenen Dijital Medya Eğitim Programı bu yıl kuruluşunun 100. yıl dönümünü kutlayan Şumnu Nüvvab Mektebi’nde gerçekleştirildi. Eğitim programı kapsamında katılımcılar 4 gün boyunca alanında uzman isimlerden Sosyal Medya, Video ve Fotoğraf Çekim Teknikleri, Dijital PR ve Raporlama, Tasarım ve İnfografik gibi dijital medyaya yönelik uygulamalı eğitimler aldı.
Eğitim programının ardından düzenlenen kapanış ve sertifika törenine Bulgaristan Başmüftülüğü Yüksek İslam Şura Başkanı Vedat Ahmet, Başmüftü Yardımcısı Beyhan Mehmed, TRT Eğitim ve Araştırma Daire Başkan Yardımcısı Ubeydullah Yener, YTB Medya ve İletişim Koordinatörü Mustafa Öcalan, bölge müftüleri ve personeli katıldı.
Kapanış programı protokol konuşmalarının ardından sertifika ve hediye takdimi ile sona erdi.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), Türkiye’de milli teknolojinin geliştirilmesi konusunda kritik rol oynayan TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali’nde yurt dışında yaşayan vatandaşların yer alması için her yıl çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda 30 Ağustos-4 Eylül 2022 tarihleri arasında Samsun’da yapılacak olan TEKNOFEST’te yurt dışındaki gençlerin katılımını sağlamak için YTB tarafından bu yılki destek programı ilan edildi.
Hazırlanan destek programı sayesinde dünyanın dört bir yanında yaşayan genç vatandaşlar TEKNOFEST’te yerini alacak. Festivale katılım sağlayacak olan gençler teknoloji firmalarını yakından tanıma imkânı bulacak. Bunun yanında ise; hava gösterileri, teknoloji yarışmaları, teknoloji gündemine ilişkin seminerler, tanıtım stantları ve söyleşiler gibi birçok faaliyete katılma şansı elde edecek.
YTB’den Ulaşım Ve Konaklama Desteği
Başvurular kapsamında yapılacak değerlendirme sonucunda programa katılmaya hak kazanan adayların festival süresince Samsun’da konaklamaları YTB tarafından karşılanacak. Ayrıca, her sabah konaklama yerinden festival alanına, her akşam da festival alanından konaklama yerine olan transfer ulaşımları da yine YTB tarafından sağlanacak. Bunların dışında, 2021-2022 eğitim öğretim yılında mezun olan katılımcılar ile hâlihazırda öğrenci olan katılımcılara, bu durumlarını belgelemeleri koşuluyla 150 Avro’ya kadar ulaşım desteği sunulacak.
Kimler Başvurabilecek?
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veya Mavi Kart sahibi olanların başvurabileceği destek programından 30.08.2022 itibari ile 18 yaşını doldurmuş ve 30 yaşını doldurmamış adaylar yararlanabilecek. Ortaöğretimini yurt dışında tamamlamış olmak da başvuru şartları arasında yer alıyor.
Yurt dışında; havacılık, uzay ve mühendislik bilimleri alanında; öğrenim gören, mezun olan, uzmanlığı olan veya bu alanlara ilgi ve meşguliyeti olduğunu belgeleyenler bu programdan yararlanabilecek. Resmi belgesi olmayan adayların ise bu alanlara ilgisi olduğuna dair motivasyon mektubu sunmaları gerekiyor. Daha önceden YTB tarafından düzenlenen TEKNOFEST programlarından birine katılmış olanların başvurusu kabul edilmeyecek.
Kuvars Mermer, ihracat alanında meslektaşlarıyla attığı adımlarla madencilik sektöründe Dünya çapında ses getirmeyi hedefliyor.
Dünyanın en gelişmiş sanayi kollarından biri olan ve ekonomiye doğrudan katkı sağlayan mermer madencilik sektöründe bulunun Kuvars Mermer, bej, Marmara ocaklarıyla, İstanbul’da ki üretim tesisiyle ve yurt dışı temsilcileriyle faaliyet göstermektedir. Dünyada yaşanan Korona sıkıntısını, avantaja çevirip, network, internet ve devletin verdiği imkanlarla Halihazırda devam eden ticaretini artırarak mermer maden ihracatına ağırlık vermektedir.
Aile firması Kuvars Mermer’in 2. Nesil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mustafa Keleş, aslen Trabzon Sürmene’li, evli ve bir çocuk babasıdır. Mustafa Keleş, babası Atilla Keleş yönetiminde ticaretini daha sağlıklı bir hale getirebilmesi için Yahudi alt yapılı iş adamının yanında yedi sene çalıştırılmıştır. MÜSİAD Genel Merkez, Genç Pesiad ve İmib gibi STK‚larda aktif olan Mustafa Keleş’in dilinden Kuvars Mermer ve dünyada mermerle alakalı bilgilerini aktarıyor; „Ailesi bünyemizde olan Kuvars Mermer firmamızda işimizi severek her geçen gün teknoloji ve yeniliğe adım atarak ilerliyoruz. Yirmi sene öncesinde ağırlıklı ihracat yaparken uluslararası sıkıntılardan dolayı iç piyasaya yönelip, Türkiye’de ki büyük konut projelerine mermer satış uygulama yapmaktaydı. Yeni nesil olarak ihracata gereken önemi verip, aktif olduğumuz STK’larla ve devletin ihracat için olanaklarını değerlendirip artırıyoruz.
Kuvars Mermer olarak biz bir tasarım firması değiliz tasarım yapmıyoruz fakat genç dinamik yeniliğe ayak uyduran mimarlarla çalışıyoruz. Özellikle butik tarzda çalışan firma olduğumuz dan istenen tasarıma göre üretim yapabiliyoruz. Mermer madeni Allah’ın verdiği bir nimettir, bunu tabii ki en güzel şekilde değerlendiriyoruz. Önceliğimiz Kuvars Mermer olarak devletimize ihracat ve istihdam yaparak katkı sağlamak. İmalat olan çoğu sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzün de en önemli sıkıntısı olan nitelikli usta bulmak. Genç neslimiz maalesef nasıl kolay para kazanırım derdinde. İşin sonunda bu zihniyette olan insanlarımız çoğu işsiz kalmaktadır. Emek vermeden zahmet yaşamadan gelir elde etmek imkansız. Gençlerimiz zengin insanlara bakıp onların hiçbir bedel ödemeden bulunduğu yerlere geldiğini zannediyorlar. Dünyanın en zengin insanların biyografisine bakabilirsiniz kimse kolay gelir elde etmemiştir.
Dünyaya en fazla mermer ihracatı yapan Çin devletidir. Biz bunu gerekse STK’larla iletişim halinde olup, gerekse yeni nesil genç meslektaşlarımızla bir araya gelip rekabet savaşını kenara koyup dünya da mermer ihracatını birinci sıraya almak için adımlar attık. Devamını getirmek için de elimizden gelen tüm gayret ve çabayı yeni nesil meslektaşlarımızla birlikte yapıyoruz. Güzel sonuçlar elbette elde ettik. Daha yüksek sonuçları görmek istiyoruz. Evet bir şeyi başlattık sonuç aldık ama tabiri caizse sıfırdı bir oldu ama neden daha fazla olmasın.“
İLETİŞİM
Telefon: +90 (216) 378 80 61
Gsm: +90 (532) 798 49 61
Kurtköy Mah. Ankara Cad. Ormangülü Sok. No 2 D: 21
Batı Avrupa’da göçmen barındıran ülkelerdeki en büyük gruplardan birisini 60 yıl önce bu kervana katılan Türkler oluşturuyor. Dile kolay ama 60 yıla çok şeyler sığdırdı Türkler. Hem kendileri değişti hem de onların kimliğini oluşturan ana dilleri Türkçe. Her ne kadar yazının başlığı ‘Gurbetteki Türkçe’ olsa da gurbetteki Türkler şimdilerde ‘Diasporadaki Türkler’ ya da ‘Batı Avrupa Türkleri’, Türkçe ise ‘Avrupa’daki Türkçe’ oldu.
Ali Yagiz
Konu tüm Batı Avrupa’daki insanımızı ve Türkçemizi ilgilendirse de biz konuyu Almanya özelinde ele almayı yeğledik. Zira Almanya, Türklerin en yoğun olduğu bir ülke. Bu ülkedeki yoğunluğa paralel konuşulan Türkçe ise; sürekli kan kaybeden, her geçen gün popülaritesi düşen bir dil. Dildeki bu erimenin en temel sebebi ise; ana dili Türkçe olanların, Türkçeyi içi boş birtakım saiklerle sahiplenmemeleridir! Teşbihte hata olmaz ama Türkçe adeta gurbetteki garip konumunda.
İşte, bu vurdum duymazlığın farkında olan birtakım iyi niyetli insanların oluşturduğu çeşitli sivil toplum örgütlerinin vermiş olduğu bir de mücadele söz konusu. Her sosyal konuda olduğu gibi bu konuda da farklı bakış açıları ve farklı yorumların olması işin tabiatına aykırılık arz etmez.
Daha da açacak olursak; ana diline duyarlı her fert ve STK’nın farklı çıkış noktaları, farklı çözüm önerileri ve doğruları var.
Bize göre ise doğrusu şudur: Almanya’da, ana dilimiz Türkçe’nin yaşaması noktasında verilen mücadelenin iki ayağı vardır:
Bu işin birinci ayağı; gerek federal gerekse eyaletler bazında resmi kurum ve kuruluşlarla oluşturulan ilişkiler ve yapılan görüşmelerde inisiyatif üstlenen konsolosluklarımız, eğitim ataşeliklerimiz, öğretmen ve veli derneklerimizdir. Burada bir sıkıntı yok, zira hem Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerimiz ve hem de mevcut derneklerimiz bu görevi ifa etmeye çalışıyorlar.
Bu işin ikinci ayağı ise; muhatabı insanımız olan sahadaki çalışmalardır. Aslında sahadaki çalışmalar aynı zamanda bu işin ana eksenini de oluşturuyor. Zira sahadaki başarı masadaki başarının da ölçüsüdür. Siz sahada ne kadar başarılı iseniz, masada da o derece söz sahibi olursunuz.
Bu konuda yapılması gereken ise; saha çalışmalarını yapacak olan öğretmen ve özellikle de veli derneklerinin sayılarının arttırılmasıdır. Bunu yaparken de nicelik ve nitelik büyük bir önem arz eder. Bu nedenle; ehil ve gayretli kişilerin dernek yönetimlerinde yer almalarına azami derecede dikkat edilmelidir. Daha farklı bir ifadeyle; ‘derdi; bir şey olmaktan ziyade, derdi; bir şey yapmak olan’ kişilerin dernek yönetimlerinde yer almasına özen gösterilmelidir.
Peki bu yeterli mi? Elbette ki, değil! Dikkate alınması gereken bir başka konu ise; dernek yönetiminde görev alacak olanların -özellikle Türkiye’deki siyasi görüşlerle içli dışlı olan, ana vatandaki siyaseti buraya taşıyan, sürekli görüş beyan eden kişilerden oluşmasına fırsat verilmemelidir. Bu durum ne yazık ki, pek fazla irdelenmeyen ama gerek insanımızın ve gerekse hizmet amaçlı oluşturulan STK’ların ortak hareket alanını kısıtlayan ve hatta sekteye uğratan en büyük etken olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sahadaki gözlemler; dernek yönetiminde görev alan ve Türkiye’deki siyasi konularla ilgili görüşleriyle bilinen kişilerin, ortak paydamız olan Türkçe gibi önemli konuda dahi insanımızın bir araya gelmesine engel teşkil etmekte ve beraber hareket etme konusundaki opsiyonunu tamamen devre dışı bırakabilmektedir. Sıkça yaşadığımız bir durum; ‘falanca kişi varsa ben yokum’ ya da ‘falanca grup varsa biz yokuz’ şeklinde karşımıza çıkıyor.
Örnekleri çoğaltmak mümkün ancak özetleyecek olursak başarı; konunun birinci ayağını oluşturan resmi kurum ve kuruluşlarımız ve ikinci ayağı olan sahadaki eşgüdümlü, azimli ve kararlı çalışmalarıyla mümkündür. Yani her iki ayağın da aynı tempoda hareket etmesi elzemdir.
Detaydan özete geçecek olursak; farklı düşünmemiz, beraber olmamıza ve beraber hareket etmemize engel teşkil etmemelidir. Bu gemi hangi siyasi ve dünya görüşüne sahip olursak olalım; hepimizin içinde olduğu bir gemi. Bu geminin su alması, hepimizin batması anlamına gelir ki, sağ duyu sahibi hiçbir kişi geçmişimizi bugüne taşıyan, bugünümüzü yarına taşıyacak köprü olan ana dilimiz Türkçe’nin heba olmasına göz yummaz ve yummamalıdır da.